Yildizlara Sevdali Cocuk ve Perisi

Yazan: admin Tarih: May 2nd, 2008 | Kategori:: Hikaye, Hikayeler

Güzel Bir Hikaye tavsiyem..
Bahardi.. Ince bir nisan yagmuru çiseliyordu. Ninemin ölümünden sonra köye ilk gelisimdi bu. 50- 60 hanelik bu yoksul köyün, havasi – suyu gibi, insanlari da temizdi. Çogu evlerin duvarlari kerpiç, beyaza boyanmis ya da özensiz kaba taslardan yapilmisti. Bazilarinin önlerinde küçük bostanlari, harman yerleri vardi. Bu evlerin damlari toprakla örtülü, oldukça bakimsiz yapilardi.
Köyün etrafi onlarca sögüt, kavak, ceviz gibi agaçlarla çevrelenmisti. Bu köy; sirtini dayadigi daglariyla, çayirlariyla, tarlalariyla, yaylalariyla, rengarenk çiçekleriyle, benim gözümde essiz bir yerdi.Ama simdi ninemsiz köyüm bana; tatsiz – tuzsuz, renksiz, isiksiz, kapkaranlikti.Hele geceleri……. Sanki gökyüzü asagilara inmis, o parlak yildizlardan eser kalmamisti. Ninemin ölümüne bir türlü inanmak istemiyordum. Onun öldügü gerçegini kabullenmek, kendimi buna zor da olsa inandirmak için mezarina gittim. Ona kirlardan topladigim renk renk çiçeklerden götürdüm. Beni duyacakmis gibi seslendim: ”Ninecigim!Huzur içinde uyu. Mor daglardan esen kekik kokulu rüzgar, ruhuna sükunet getirsin. Sana bütün özlemimi, sevgimi getirdim. Bir tek istegim var senden, benim sevgimi kabul et!” dedim. Ninemi çok özlemistim.Çocukluk ve ilk gençlik yillarima ait anilarimi hatirladim.Gözlerim doldu. Bir yumruk geldi, tikandi bogazima. Daha fazla konusamadim. Anlatacagim ne çok sey vardi oysa! Yasama dair, ölüme, sevgiye ve özleme dair anlatacaklarim vardi… Sonra mezarinin basina oturup, uzun uzun düsünürken, daldim gittim. Öylesine dalmisim ki, ninemle, sagligindaki gibi konustuk. Sanki birbirimizi görüyorduk, dokunuyorduk, hissediyorduk ve duyuyorduk.
Bu, siradan bir konusma degildi, bir itirafti. Yillar boyu hiç kimseye açamadigim dertlerimin, üzüntü ve sikintilarimin, özlemlerimin dile getirilisiydi. Konustukça açiliyor, kendime geliyordum. Sanki yeniden yasiyormus gibi duygu ile doluyordum. Bütün gün böylece akip gitmisti.. Ne kadar zaman sonra eve geldim, bilmiyorum. O gece sürekli yagmur yagdi. Bütün gece yatagimda gök gürültüsünü dinledim. Simsekler ardarda çakiyor, odanin içi gündüz gibi aydinlaniyordu. Disarida müthis bir firtina vardi. Yatagimda; gök gürültülerini, yagmurun camlara vuran iniltilerini dinleyip, simseklerin aydinligini izlerken, yastigimi islatan yaslari, neden sonra farkedebildim. Bütün gece çocuklugumu ve ninemi düsündüm.Bu düsüncelerle uzun bir zaman bogustuktan sonra, sabaha karsi uykuya dalabildim.
O gece rüyamda ninemi gördüm.Siril siril sularin aktigi vadide, piril piril bakislariyla karsima çikiverdi. ”Ninecigim, ninecigim! Ölmedin, yasiyorsun degil mi?” dedim. “Burdayim yavrum. Bak karsindayim iste.” Dedi. Birbirimize özlemle sarildik.Saçlarimi oksadi, beni öpüp kokladi. Büyüklügünü yüregime sigdiramadigim bir mutlulugu ve aciyi bir arada yasiyordum. Onun kollari arasinda bütün acilara gögüs gerebilir, bütün zorluklara dayanabilirdim. Ona sarilmak bu kadar mi güzel olur ya rabbim, bu kadar mi haz verir insana! Bir özlem, bir sevgi bu kadar mi büyür insanin yüreginde!… Sonra nasil oldu bilmiyorum, birden yitirdim onu. Sabahleyin, her yanimda sizilarla ve ninemi yeniden yitirmenin acisiyla uyandim. Bitkin durumdaydim. Basim zonkluyor, kulaklarim ugulduyordu. Disariya çikip çevreme bakindim. Günes çoktan dogmus, yükselmeye baslamisti bile. Her yer eskiden oldugu gibiydi aslinda. Hiç bir degisiklik, baskalik yoktu, terkedilmis ve yikilmis evlerin disinda. Doga ve hava öylesine güzeldi ki! Ama içimin buruklugundan, bu güzelliklerin keyfini çikaramiyordum. Karmasik duygular içersinde bir süre ne yapacagimi bilemedim. Sonra bir çöküntü içinde daglara dogru yürüdüm. Köyün yollarini çevreleyen akasya ve kavak agaçlari, nazli nazli sallanip, yapraklarini efil efil oynatiyorlardi. Kirlara yayilmis koyunlar ve kuzular, uzaktan, bembeyaz pamuk tarlalari gibi görünüyordu.
Insan, bazen mutlu, bazen mutsuz yasaminda geçirdigi her evreyi, yeniden yeniden yasar. Bunlar, eskiyen silik fotograflar gibidir. Renkleri solsa da, yirtilip paralansa da; bakarsiniz ki, o eskimis dediginiz zaman dilimleri, zihninizde tüm renkleriyle birden canlanivermis. Iste bana da böyle oldu.
Ninem her aksam bana, bazi hayvanlarla, daha çok kuslarla, cinlerle, perilerle ilgili masallar, efsaneler anlatir, siirler, destanlar okurdu. Kulagimi oksayan sözcüklerle sesi öylesine bir gizemlilige bürünür,öylesine etkili olurdu ki; bir sarki söylüyormus gibi, saatlerce gözlerimi kirpmadan dinlerdim. Onu dinlemeye hiç bir zaman doyamaz, yeniden yeniden anlatmasini isterdim. Çogu zaman beni kirmayip yeniden anlatirdi. Öyle tatli bir anlatisi vardi ki, sanki agzindan bal damlardi. Siradan bir konuyu bile inanilmaz tat ve güzellikte anlatirdi. Hele uzak yerlerden, kitalardan, ülkelerden, sehirlerden konusurken….. Avrupa, Asya, Afrika, Amerika’dan söz ederken; adeta nefesimi tutarak dinler, bilgisine hayran kalir ve dünyanin bu denli büyüklügüne, çocuk aklimla sasar kalirdim. Bana göre dünya; etrafini yüksek daglarin çevreledigi, her yaninda buz gibi sularin aktigi Caferli Köyü ve ona komsu birkaç köyden ibaretti çünkü. Hele essiz bir güzellikle anlattigi efsaneler, masallar ruhuma islerdi.
Çogu geceler ninemle gökyüzünde piril piril parlayan yildizlarin altinda yatardik. Etraftan hos kokular gelirdi. Aka sularin coskun sesi, dünyanin en hos nagmesiydi sanki. Yildizlar degisik renklerde yanar sönerdi. Sonra “O yildiz senin, bu yildiz benim!” diye ninemle yarisir dururduk. En parlaklarini kendime alirdim tabi. “Keske o zamanlar dünyanin bütün yildizlarini nineme bagislasaydim.” diye düsündügüm çok olmustur. Gökyüzü o kadar esrarli olurdu ki, samanyolunu mekan tutmak, gökyüzünün çocugu olup yildizlarla arkadas olmak isterdim. Mehtabi seyrederken ne kadar mutlu olurdum! Her gece, ninemin anlattigi masallarin etkisiyle olsa gerek, güzel düsler görürdüm. Düsümde; gökler hep mavi, bulutlar hep bembeyaz olurdu. Gökyüzü kat kat açilirdi. Ben de onun maviliklerinde kuslar gibi uçardim. Öyle hafif olurdum ki! Heyecandan, kalbim sanki vücudumun disinda çarpardi. Hemen her gece , uçardim. Sabahlari masmavi göklerin altinda uyandigimda, bir kus kadar hafif hissederdim kendimi.
Çocukluk çaglarimda nasil da mutluydum. Ninemin ardinda kirlarda kosarken; kuslar kadar özgür, kuslar kadar sevinçliydim….. O köyün kirlarinda, büyük bir sevinçle toplayip kokladigim çiçekler, ne yazik ki bir gün kuruyuverdi. Oysa, ben onlari toplarken yagmur yagiyordu. Ardinda ninemin o güzel sesiyle, ninnilerini dinlemistim. Yasadikça o çiçekleri saklayip koklamak istedim… Olmadi… Üzüldüm… Simdi ise, kar yagiyor o anilarin üstüne. Anilarla birlikte yüregime. Sanmayin ki kirginim ve de mutsuz. Hayir! Çünkü çocuklugum hala orada duruyor. Sevgim hala o köyün daglarinda nar çicegi, kir çiçegi, gül kurusu, eskin ve kekik kokusu olarak yasiyor. Çocuklugum bana; bazen toprak kokusu, bazen dag, bazen serin bir pinar, bazen de, masmavi gökyüzüdür. Uzak, çok renkli, çocuksu güzel düslerdi bunlar. Küçük ve siradan, ama anlami büyük, saf ve lekesiz bir yüregin kurdugu; sevgilerin, özlemlerin çogalttigi düsler… Gördügüm her nazli çiçek, duydugum her güzel söz, hala bana o güzel günleri ve ninemi çagristirir…
Belki de düsler; bir çocugun hayatinda, izdüsümlerin sundugu güzelliklerdir.Çocugun yasamina açilan umut pencereleridir… O uzak kalmis, gidilmemis, terkedilmis yikintilar arasinda gizlenmis umut pencereleri. Orada ne bir düsbaz, ne de bir dost vardir artik.Düsman bile yok… Yalnizca uzaklarda, tadina doyulmayan ve de dokunulmayan yaban çilekleri, aliçlar, keklik yumurtalari ve çarsit göbekleri var… Keske herkes, düslerinde hasretini büyüttügü bir yerlerde yasayabilseydi, yasasaydi… Ya da yasam, düsler gibi olsaydi . Dikenlerin, taslarin, zakkumlarin doldurdugu bahçelerde, yediveren gülleri açsaydi! Yabani bitkilerin doldurdugu tarlalari, keske altin sarisi basak basak ekinler doldursaydi…
Düsleri elinden alinmis, sevdiklerinden uzaklastirilmis, yalnizliga itilmis bir çocuk, hangi duvara yaslanabilir ve kendi içinde ne kadar gizlenebilir ki!… Düsler, yasam mavisinin o güzel günesi degil mi? Düsler bittiginde günes batmaz, umutlar tükenmez mi?…
Ninem, anlatilmaz bir azim, sabir ve inat sahibiydi. Daima güler yüzlüydü.Çok güzel olan yüzünde isildayan gözlerinin bir defa olsun ne bana, ne de bir çocuga kötü baktigini, kaslarinin çatildigini hatirlamiyorum. Sesinde daima bir güven, yumusaklik ve sefkat vardi. Kendini iyiliklere, güzelliklere adamis fedakar bir insandi. Sanki bütün öksüzlerin, zayiflarin, korumasizlarin barinagi; annesizlerin, sevgiye özlem duyanlarin sevgi perisiydi. Herkese karsi duyarli, sevecen, içten ve dostça davranirdi. Evimize gelen misafirlerle o tatli diliyle sohbet ederken, bir yandan da misafirleri agirlar; sofralarin biri kalkar, bir yenisi kurulurdu. Haramdan, yalandan, riyadan, iftiradan çok korkardi. Hep insanlarin iyiligine çalisirdi. Insan olarak iyiliklere, güzelliklere katki yapmasi gereken ne varsa, yerine getirirdi. Hele bir dua edisi vardi ki, onu hep bir gökkusagi hayranligiyla dinlerdim.
Tanrisindan; çocuklarini, yetimleri, düskünleri korumasini dilerdi. Ninemin tanrisini ben de çok sevmistim. Rikkatini, sefkatini, yüce gönüllülügünü ve üstünlügünü anlayacak kadar büyümemistim henüz. ”Her sey ol ama zavallilara karsi zalim olma.Merhamet, insani insan eden degerlerin en yücesidir”.derdi Düskünlere karsi daima yumusak ve tatli dilliydi. Kendisini incitseler dahi, o kimseyi incitmezdi, kimseyi hakir ve hor görmezdi. Elinden geldigi kadar çaresize, yardima muhtaç olana yardimci olur, ama kimseden yardim beklemezdi. Durmadan nasihatler eder, büyük bir insan gibi beni karsisina alir, saatlerce bikmadan konusurdu. Kadin-erkek, yasli-genç,
büyük- küçük herkesin neden ona karsi son derece saygili oldugunu, o yillardaki çocuk aklimla çözemezdim. Onun gücünden, bilgeliginden korktuklarini sanirdim. Bana sevgiyi, saygiyi, umudu, baskalarina acimayi, herkese ve her seye karsi vicdanli, merhametli, ahlakli ve adil davranmayi ögretti. Çevremde gördügüm her seyi renkli bir nakis gibi ince ince ve usul usul usuma ördü. Yasami, hayvanlari, bitkileri, insanlari sevdirdi bana. Güvenebilecegim biricik insan, dert ortagim, gönül yoldasim oldu. Yasama o kadar bagliydi ki, onun bu sevgi ve bagliligi benim de özüme karisip en zor günlerimde bana güç verdi, isik oldu, yol gösterdi. Düsünebiliyor musunuz, bir çocugun yasaminin sevgi ile dolu olmasi ne güzeldir! Ne özel ve özenilir bir yasamdir o ! Yasamin yelkenlerini sevgi ve güvenle doldurarak zaman içinde yol almak, tüm dünyayi, tüm insanlari sevgi ile algilamak, sevgi ile görmek ne güzeldir. Önyargilardan, kirlerden, kinlerden, düsmanliklardan uzak, tüm insanlari kardes bilmek…
Bana gösterdigi her davranisin, her hareketin bir anlami oldugunu bilmezdim o zamanlar. Ama benim üzerimde gittikçe agirlasan bir etki yaptigini hissederdim. Bunun sonucu olarak da herkesten daha çok baglandim ona. Aramizda bir mekik vardi sanki. Durmadan aramizda gidip gelerek, her defasinda bir ilmek daha örerek, beni kendine baglardi. Güzellik ve iyilik timsali bu kadini, yillarca nakis nakis içime isledim. Çocuklugumu, gençligimi, tüm yasamimi onunla geçirdim. Nereye gittiysem, gönlümün bir kiyisina oturup benimle birlikte gezdi…..Yillar sonra sevdigim bütün insanlar beni birer birer terk etti de, bir tek o terketmedi. En mutlu ya da en zor günlerimde hep yanimda oldu.
Ninemi sik sik bir yerde oturup dalgin gözlerle uzaklari izlerken görürdüm. Çok üzgün ve bir o kadar dalgin bir sekilde. Bu çok dokunurdu bana. Bir gün yine böyle bir durumda yanina yaklastim.Beni görmemis gibiydi. Gözlerini bir noktaya dikmis öylece bakiyordu. Gözyaslarinin süzülüsünü her gördügümde duygulanir, gözlerim yasarir, içim yanardi. Ona acirdim. Boynuna sarildigimda o da duygulanir, simsiki bana sarilirdi.. Ve böylece aramizdaki baglar her gün biraz daha kuvvetlenirdi. O gün ona, neden dalip dalip gittigini, neden gözlerinin yasardigini sordum. “Tanri, annem beni dogururken aciyi da birlikte vermis.” Dedi. Sonra oturup uzun uzun hayat hikayesini anlatti: Çanakkale’ye sürgün edilislerini, çektikleri korkunç yoksullugu, zeytin toplamalarini, henüz bir haftalik gelin iken ilk kocasinin Ruslar’a esir düsüp, kendisinden bir daha haber almadigini, zorunlu olarak dedemle nasil evlendirildigini anlatti.Anlatirken, bazi yerlerde gözlerinde iri iri yaslarin akmasina dayanamadim.Onunla beraber ben de aglamaya basladim. O an bana sarilarak; “Tanri iyi ki, senin gibi zeki, duygulu, temiz bir torun bagisladi bana, yoksa bütün bu acilari çekemezdim. Insanin dogup büyüdügü topraklardan, sevdiklerinden, yöresinden zorla koparilip sürgün edilmesi ve yabanci yerlerde yasamaya zorlanmasi çok aci. Yalnizlik duygusu, insana yapilabilecek en büyük kötülük ve iskence.” dedi. “Insan herseye katlanabiliyor ama yalnizliga katlanmak çok zor geliyor. Tam 12 yil sürgün hayati yasadim. ” diye devam etti….Çektigi bunca acilara ragmen yüzü dinç ve aydinlikti. Öfkelendigi zaman yanaklari al al olur, gözleri içten gelen sicak ve dehsetli bir isikla parlardi. Konusmalari her zaman kendine özgü biçimde uyumluydu. Sözcükleri, parlak ve renkli bir çiçegin canliligiyla bellegimde yer ederdi.
Gençlik yillarimdi… Askerlik çagim gelip çatmisti. Ninemden ayri kalmisligi , Ayriligi, hasreti yasantimda yudum yudum hissediyordum. Ninemin hayalini hayalimden silemiyordum. Onu düsledigim zamanlarda gönderdigi mektuplar tek teselli kaynagim oluyordu… Askerde aldigim ilk mektubunda dünyalar benim olmustu… ‘’ Sevgili Torunum, Sen gittin gideli gözlerim her yerde seni ariyor… Hayallerimde, dualarimda yasiyorsun… Uçan kuslardan, esen yellerden seni soruyorum. Hasretle gelecegin günü bekleyip, yolunu gözleyecegim. Birtanem nasilsin? Askerlige alisabildin mi? Günlerin nasil geçiyor? Bilmelisinki, sayili günler çabuk geçer. Bizleri düsünme, bizimde tek düsündügümüz sensin. Hayatim boyunca seni gözümden sakindim, sana kol kanat gerdim, bin canim olsa sana feda ederim unutma. Eger sende bizi soracak olursan hasretliginden baska bir derdimiz yok, çok sükür. Gönlümüz gözümüz hasretinle dolu… Seni, kar gülüsünü, bana sarilisini çok özledim, bana sik sik mektup yaz emi? senin mektuplarinla teselli olacagim…”
Ninemden aldigim her mektubu, yazdigi her satiri ruhumun derinlerine isliyordum ona kavusabilmek için neyimi vermezdimki, bir gün ninemden ayri yasayacagimi hiç düsünmemistim.
Askerden dönmüs, arabayla köye dogru hareket
ediyorduk. Keskin bir virajdan sonra söföre, yavaslamasi için ricada bulundum. Arabanin camini açarak çocuklugumun geçtigi bu yöreleri adeta gözlerimle taramak istiyordum.. Buralarin sehirlere göre insani ferahlatan temiz ve serin bir havasi vardi. Her tarafi kekik ve çiçek kokulari sarmis, keklik sesleri doldurmustu. Karlar eriyor ve daglardan köylere dogru, çözülmüs su olarak akiyor; toprak, düsen cemrelerle beraber, gökyüzüne buharlar gönderiyordu. Buranin; hiç bir kir tasimayan, duru ve insanin yüregini dolduran bir havasi vardi. Büyük kentler hep bana; yiginla insanin, kim için, ne için yasadigi belli olmayan ya da yasamin anlamsizlastigi bir yer gibi gelmistir. Sehir insaninin egsoz dumaniyla, onca beton yigini arasinda yasama nasil tahammül ettigine hep sasmisimdir.Hala da sasiyorum..
Köye yaklastikça heyecanim daha da artiyordu. Hayatta en çok sevdigim varliga biraz sonra kavusacaktim. Kalbim heyecanla çarpiyor, içim içime sigmiyordu. Nihayet o sefkat dolu, duygulu sesini duyabilecektim. O sesle içimdeki özlem atesi dinecek, yüzünü, ellerini öpüp, mümkün olsa hiç ayrilmamak üzere boynuna sarilacaktim. Allahim benim için ne büyük mutluluktu bu. Gelecegimi haber alip beni karsilamaya gelen ninemle derin bir özlem ve sevgiyle kucaklastim. O da beni ayni sevgiyle kucaklayip öpüp bagrina basti. ” Gözlerim yollarda kalmisti, nihayet geldin. Sükür kavusturana!” dedi. Ninemin halsiz ve bir zamanlar kirmizi elma yanaklarinin simdi solgun oldugunu farkettim. Gözleri saganak olmus, yanaklarini islatiyordu. Kelimeler dudaklarinda kirik dökük, aciyla karisik dökülüyordu. Ayakta durmaya zorlaniyor, iki kisinin yardimiyla ayaklarini sürüyerek yürüyordu. Hayati boyunca yetimlere, hastalara, yoksullara hizmet eden, onlarin acilarini duyarak yardimina kosan ve yürürken ayaklarinin altinda yer titreyen bu kutsal kadin; simdi yardimsiz yürüyemiyordu ve baskalarina muhtaçti. Artik ayakta durmakta bile zorlaniyordu. Dizleri tutmaz olmustu. Neredeyse yigilip kalacakti.
Sonunda ayrilik zamani gelip çatti. Hollanda’ya babamin yanina gidip, orada kalacaktim. Ninemden, köyümden ayrilmak bana çok zor geliyordu. Daha köyden ayrilmadan içime bir aci çökmüstü. O bunu farkettiginde ”Üzülme! Hasretler de güzeldir, ancak hasretin acisini duymamiz, onu yenmemiz ve içimize sindirmemiz gerek.” demisti. Kimsesizligi ancak ninemden ayrildiktan sonra ögrendim. Ninemle vedalastim, eliyle gözyaslarini silerken yüregim sizladi. Dönüp baktigimda el salladigini gördüm. Ben de el salladim. Çocuklugumun ve yasamimin en güzel günlerini, burada beraber geçirdigim bu kadina, bir kez daha sevgiyle baktim. Onu birakip Hollanda’ya geldigimde, bir parçam o yerde, onunla birlikte kaldi hep. Yürek nasil bölünürmüs, insanin yarisi nasil geride kalirmis, asil o zaman ögrendim. Bu köyün her bir kivrimini, her bir tepesini, tasini, topragini, suyunu gözlerimle öper gibi özlemle taradim. “Elveda!” dedim. “Güzel köyüm, sevgili ninem, kardeslerim, annem, arkadaslarim, dostlarim! Elveda!”

Ölümünden iki gün önce son bir mektup yazip göndermisti bana:”Oglum, bir tanem! Beni birakip gitmeyi hiç istemedin sen. Saçlarini, tenini gül kokulariyla yikayip gezmelere götürdügüm günleri çok özlüyorum.Hiç ayrilmazdin yanimdan. Arkadaslarinla oynamaz, yanimda otururdun. Bilinmeyen dünyalardan masallar, efsaneler anlatmami isterdin. Her defasinda ben de seni kiramaz, anlatirdim. Bunlarin çogunu gönlün kalmasin diye, ben uydurup anlattim. Sanki, benim uydurduklarim degilmis gibi, sonra kendim de inanirdim bunlara. Ah ne güzel günlerdi o günler! Bilsen seni ne kadar çok özlüyorum. Mecbur olmasaydin yine gitmezdin, biliyorum. Sen beni birakmak istemezsin ama ben seni bu dünyada birakip gidecegim bi-tanem. Ölüm, herkes için alinyazisidir. Her dogan ölecektir. Insan dünyaya kimsesiz gelir, yine kimsesiz gider. Hastalarin, yaslilarin ayiklanmasi gerek ki, yeni nesiller gelissin. Ihtiyarlamis bir agacin ana kütügünü keserler ki, yanlarindan çikan sürgünler boy versin. Ölüm insanligin budanmasidir. Zamanin elinde her sey eskir ya da degisir, her canli ölür ve yitip gider. Önemli olan bu dünyada insanin insan gibi yasamasi ve yasadikça alninin açik, basinin dik durmasidir. Biliyorum, ölümüme en çok sen yanacaksin ama üzülme, ben daima seninle beraber olacagim. Sen yasaminin baharindasin henüz, önünde daha kocaman bir ömür var. Gençlik, umut ve heyecan doludur, sen yasam kitabinin daha ilk sayfasindasin. Biliyorum ki, için bütün kötülüklerden uzak nadide bir çiçek bahçesi gibidir. Açilacak daha binlerce gül goncasi vardir sende. Senin de acilarla, istemedigin olaylarla tanisacagin, karsilasacagin zamanlarin olacaktir. Acilara da katlanmasini bileceksin. Tanri kuluna ne vermis de, kul katlanmamis!. Insan gençken bunlari pek aklina getirmez ,biliyorum… Mektubumu Seyh Edebali’den bir kaç sözle noktaliyorum. ”Bir bas ol ki ogul, dimdik durasin, çignenip ezilmeyesin. Bir göz ol ki ogul, iyiligi göresin, pesinden yürüyesin. Bir dil ol ki ogul, zehire bal süresin. Bir el ol ki ogul, yoksullari giydiresin. Bir yürek ol ki ogul, her zaman hak diyesin. Ayak olursan ogul, karinca ezmeyesin. Vakit kiymetli ogul, sakin bos gezmeyesin”
Munzur Dagi’nin eteginde olan bu köy; yazin buz gibi soguk sulari, pinarlari, irmaklari, çaglayanlari ve geçit vermeyen doruklari, kötülüklerden uzak, sevgi, saygi dolu insanlari ile bir cennet kösesi gibiydi. Özenle bakilmasi gerekirken, köyümün kimsesizligine, yoksul birakilmisligina hayiflandim içimden.
Sonra düsündüm:Köyden her ayrilisimda ninem beni gedigin son dönemecine kadar getirir, orada el sallayip yasli gözlerle beni yolcu ederdi. Son ayrilisimda gelmedi, içime tarifsiz bir keder çöktü. Bu köyde ninemle olmaya öyle alismistim ki, onsuz kendimi yapayalniz ve emniyetsiz hissediyordum. Oysa köyün bütün insanlari, çocuklari oradaydi. Beni ugurlamak için gelmislerdi. Inekler bögürüyor, danalar zipliyor, koyunlar, kuzular, keçiler melesip duruyordu. Ama ben bagrimda, hiç kimsenin bilmedigi ve içimin derinliklerinde tutusan bir atesin acisiyla ayriliyordum oradan.

Sevgili Ninecigim,
Seni kaybedeli yillar oldu, seni düsündükçe çocklugum hayatimin en mutlu anlari ve güzel günleri geliyor aklima.Bu gün 35 yasima girdim ve ben büyüdükçe sevgin özleminde büyüdü yüregimde ve ölünceye kadar da seni aramaya, özlemeye, sevmeye devam edecegimi bu gidisle yasadikça hep seni özleyecegimi ve arayacagimi anliyorum. En çok da sana sarildigimda o sevgi ve güven yüklü insan kokunu özlemisim biliyor musun?Bana güzel bir çoçukluk ve ardinda güzel anilar biraktigin için tesekkür ederim. Beni bu kadar çok sevdigin ve sevdigini hissettirdigin için tesekkür ederim. Bana insan gibi düsünmeyi, sevmeyi, affetmeyi, acimayi, merhameti ve ahlakli olmayi, herkese ve her seye karsi vicdanli davranmayi ögrettigin için tesekkür ederim.. Senden aldigim tüm güzellikler için tesekkür ederim… Nur içinde yat benim biricik ninecigim…


Hikayede hikayesi hikayeler Haber blog Rastgele

  • Uc Hanedan Ejderin Dirilisi
    Çin tarihinin en karanlık dönemi olarak bilinen, sürekli savaşların ve...
  • Umut
    Kırk yaşlarındaki adamın elleri koynuna gitti,çabucak koynundan çıkard...
  • Webcam Chat
    Webcam chat size sınırsız bir sohbet imkanı sunuyor. Kameranızla sohbe...
  • Ortopedi 2
    Ayak bileği burkulmaları Geçtiğimiz 10 yılda tedavi yaklaşımı en fa...
  • Sisman Adam
    ADAM ŞİŞMANDİ VE PARMAKLARININ ARASINDA KOCAMAN BİR PURO VARDI PARAYI ...
  • Hikaye Sohbet
    Hikaye Sohbet - Hikaye Chat - Hikaye Muhabbet - Hikaye Mirc Odalarinda...
  • Atami Deveyemi
    ATA MI DEVEYE Mİ HENDEK ATLATMAK ZORDUR? NEREDEN GELİYOR "DEVEYE HENDE...
  • Tefecilikten Tovbekarliga
    Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerinin talebelerinden Habîb-i Acemî (k.s.)...
  • Yasamin Yankisinda Sevgiyi Paylasmak
    Hayata Yasanmaya Deger.. Merhaba! Siz, siz olun insani degerlerini...
  • Hikayede Sohbet
    Hikayede Sohbet Odalarina Hosgeldiniz Hikayede Chat Muhabbet mirc s...


Mirc hikayede sohbet

Yorum Yapin

Yorum yapabilmek icin giris yapmalisiniz.