Sik Kullanilanlara ekle Anasayfan Yap Videolar Program hikaye fikra ruyalar
Hikaye Hikayeler Makale Makaleler Siir Siirler Hikayeleri Guzel Sozler Gunluk Kim kimdir nedir hepsi bu Sitede

02 Mayıs 2008

Catlak Kova

Kategori: Hikaye, Hikayeler — admin @ 22:57

Güzel Bir Hikaye

Bir zamanlar efendisinin evine nehirden her gün su tasiyan bir köle varmis .Bi iside boynuna astigi uzun bir sopanin uçlarina
taktigi iki büyük kovayla yaparmis.
Kovalardan biri çatlakmis.
Saglam olan kova her seferinde irmaktan efendisinin evine ulasan uzun yolu,dolu olarak tamamlarken,çatlak kova içine konan suyun sadece yarisini eve ulastirabilirmis.
Bu durum iki yil boyunca her gün böyle devam etmis .Köle her seferinde efendisinin evine sadece 1,5 kova su götürebilirmis.Saglam kova basarisiyla gurur duyarken zavalli çatlak kova görevinin sadece yarisini yerine getiriyor olmaktan dolayi utanç duyuyormus.
Iki yilin sonunda bir gün çatlak kova irmagin kiyisinda köleye seslenmis: “Kendimden utaniyorum ve senden özür dilemek istiyorum.” Neden diye sormus köle .Niye utanç duyuyorsun. Kova cevap vermis.
“Çünkü iki yildir çatlagimdan su sizdigi içintasima görevimin sadece yarisini yerine getirebiliyorum.Benim kusurumdan dolayi sen bu kadar çalismana ragmen,emeklerinin tam karsiligini alamiyorsun.”
Sucu söyle demis.
Patronun evine dönerken yolun kenarindaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.” Gerçektende tepeyi tirmanirken çatlak kova patikanin bir yanindaki yabani çiçekleri isitan günesi görmüs.
Fakat yolun sonunda yine suyunun yarisini kaybettigi için kendini kötü hissetmis ve yine sucudan özür dilemis.Sucu kovaya sormus, “Yolun sadece senin tarafinda çiçekler oldugunu ve diger kovanin tarafinda hiç çiçek olmadigini fark ettinmi.Bunun sebebi, benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdir.Yolun senin tarafina çiçek tohumlari ektim ve her gün biz irmaktan dönerken sen onlari suladin.Iki yildir ben bu güzel çiçekleritoplayip onlarla efendimin sofrasini süsleyebildim.Sen böyle olmasaydin,efendimde evinde bu güzellikleri yasayamayacakti.”

Hepimizin kendimize has kusurlari vardir.Hepimiz aslinda çatlak kovalariz.Kusurlarinizdan korkmayin.Onlari sahiplenin.Kusurlarinizda gerçek gücünüzü buldugunuzu bilirseniz,sizde güzelliklere sebep olabilirsiniz.

• • •

 

Ah Bu istanbul Anilari

Kategori: Hikaye, Hikayeler — admin @ 22:55

IstanbuL
Geçenlerde 15 yillik muhitim Ortaköy’de, Mecidiye Camii’nin kiyisinda Emirgân’in söhretiyle yarisan çay bahçelerinin önünden geçtim. Gezinirken Sözde entelleküel birikimlilerle dolu kisilerin oturdugu, Topkapi Sarayi Kiz Kulesi manzarali, bir masaya çagrildim. Açiklanamayan uçan cisimlerden konusuyorlardi yine. Sohbet beni hiç sarmadi. Tam kalkiyordum ki bir sesle irkildim.
Ahmet Hikmet’in üzümcüsünün sesi gibiydi ses. Allah’im o ne güzel Türkçe! Ne bir siyaside yarisini gördüm bu titizligin, ne camilerde bir hatipte, ne de tiyatrovari siir okuyan yeni yetmelerde… Baktim 60 yaslarinda yoksullugun yipratmak için ugrastigi, fakat pek de bir sey koparamadigi çehresiyle bir adam, yoksul fakat erdemli yüzüyle kartpostal satiyor. Asker kantinlerinde bile tek tük kalmis kartlar bunlar. Hani vardir ya bir asker bir de çok hos bir kiz, bir bankin üzerine oturmuslar; altinda da “sevgili nisanlim vatan hizmetim biter bitmez yanindayim” tarzinda yazilar olan… Bayrakli, Atatürk heykelli… Iste öyle kartlar.
Tam adama para yerine alayli bir nasihat vermeye hazirlandim “Amca bir yanlislik olmali buralarda Harry Potter, Örümcek adam, Jurassic Park filan satilir. diyecektim.
Sesi tekrar yükselince niyet ettigim girisimden dolayi utandim. Sattigi maldan o kadar emin bir büyük tüccarin edasi, kendine güvenin granitten heykeli gizliydi seste. Sahibine miknatis gibi çekti beni. Masadaki sohbet tam da orta yasli bir bayanin okyanusu transatlantikle geçerken lombozdan gördügü ufoyu anlatmasina gelmisti. Bunu hep anlatirdi. Ben duydugum o büyülü sese kapildim:
-Türk bayragi resimleri getirdim almak istemez miydiniz?
-Türk askerinin resimleri var bir bakmaz misiniz?
-Sevgili Türk çocuklari! Bakin arkadaslariniza gönderirsiniz. Uludag manzarasi. Hem de Bursa Kültür parkin resmi var! Bakin dört tane resim var üzerinde, dördü de güzel!
Hemen gittim en albenisiz gelenlerinden bir on tane aldim, daha gösterislilerini baskalarina satsin diye. Maksadim bey amcayla konusmak. Ben konusup lafa tutarken yevmiyesinden olmasin diye. Sonra masaya getirdim biraz da sürükleyerek.
-Bey amca sen bu Türkçe egitimini nerde aldin? Diye sordum.
-Ben Türkçe ögretmeniyim.
Nerelisin amca?
-Türk aleminin, Bulgaristan eyaletinin Razgrad sehrinden. Bana Razgradli Sükrü derler .
Kirçil kaslari, seyrelmis saçlariyla iyice yaklasti yanimiza. israr edip Bir çay ismarlayabildim. Masadaki ufo sohbeti de katloldu tabii. Herkes bana ve Razgradli Sükrü’ye kötü kötü bakti masada. Bana bir isportaciyla muhatap oldugum için, Razgradli Sükrü’ye de (türkilizce tabirle) masanin karizmasini çizdirdigi için.
Razgradli Sükrü yüksek sesle konusuyor fakat sesi bütün iyi ögretmenlerimizin en arka siralara ulastirmaya çalistigi mübarek seslerinden daha mübarek, daha vokalli daha canli. Çay bahçesinin bütün masalari dinliyor, dinlemek zorunda kaliyor o mübarek sesi. Razgradli Sükrü tam da kendi çok sevdigi mallarini bol bol alan kendisi gibi bir müsteri bulduguna seviniyor. Ben de bir on tane daha satin aliyorum kartpostallardan. Türkçe’yi bu kadar güzel konusan bu coskun kisiyi tanimaya çalisiyorum.
-Razgradli Sükrü bu kartpostallari alanlar var mi?
-Kiymetini bilenler aliyorlar be yav!
-Sen ögretmenim demistin burada mi orda mi?
-Yok be! Hapse tiktilar Türkçe ögrediyom diye… 15 yil Bulgaristan’da ögretmenlik yaptim. Sonra da bir o kadar da burda. Iki tarafta da yarim yani!
-Yas haddinden emekli olsaydin Türkiye’de…
-Bir yilin daha var dediler. Milli egitimden sordum.
-Gel senin yasini büyültelim tek celsede. Emekli ol!
Razgradli Sükrü bana selam verdigine pisman olmus gibi bakti. Kaslarini çatti. Kartpostallari kafama atmasina ramak kaldi. Ben de hakikaten korktum. Masum bir insana hakaret etmis kadar pisman oldum.
-Sen ne diyosun be yav! Devletim bana bekle diyorsa beklerim bir sene!
-Fakat sen zaten toplam otuz yil yapmissin vazife.
-Olsun o baska bu baska!
-Peki çoluk çocuk nerde? Bulgaristan’da mi burda mi?
-A be zindanda yattim, çileler çektim. Kim evlenir benimle? Nasil evleneyim. Evlenmeye firsatim olmadi benim.
-Peki nerde kaliyorsun?
-Gültepe’de bir otelde…
-Kazancini ne yapiyorsun?
-Para biriktirebilirsem Rodoplar’a giderim. Pomaklar çok iyi Müslüman insanlar. Onlara Türkçe ögredirim. Hepsi merakli Türkçe ögrenmeye… Yolumu gözlerler benim. Çat pat da ögrenmisler Türk radyolarini dinleye dinleye. Yazmayi da ögretiyorum. Bu kartpostallar da çok kiymetli orda.
-Bundan sonra evlenirsin, pomak kizlari güzel olur.
Yüzünde o çok evlenmek isteyip de bir türlü evlenememis insanlarin hasreti yandi söndü. Bizans tarihlerinde fiziki özellikleri hayranlikla anlatilan isik düsmüs saman sarisi gibi ak pak saçli, ince ve uzun vücutlu Kuman Türkleri’ni andiran Pomak kizlari, canlandi gözümde.
-Bizden geçti artik.
- Kismet diyeceksin.
- Dogru kismet! Balkanlarda ask kutsaldir. Bir ask basladiginda cümle alem onlarin mutluluguna katkida bulunmak için yarisir.
- Peki sana simdilik bir isyerinin misafirhanesinde yatacak bir yer bulalim. Sahibi de memnun olur. Ben sana böyle bir yer ayarlarim. Istedigin kadar kalirsin! Sen yine kartpostal sat, ama yattigin yere para verme.
- Olmaz be! Ne tadi kalir ki o zaman? Çalisiyorum ben! Hem de geziyorum yurdumu! Ne tadi kalir o zaman!
Ben de kiziyorum bu sirada…
-Be Razgradli Sükrü, emekli yapalim derim olmazsin. Yatacak yer bulurum. Ne tadi var bedelini ödemeden barinmanin dersin. Bütün bunlar olsa da sen Rodoplar’da daha çok ögretsen Türkçe’yi…
-Olmaz be yav! Ben zaten ögretiyorum. Kimin var böyle meslegi? Nerde var böyle is? Bak hem geziyorum, hem para kazaniyorum. Hürriyetim var elimde ya! Sen de git Rodoplara! Yazik o insanlara sen de Türkçe ögret!
O mirildanir gibi bana egilip konusurken göçmen sivesiyle be yav diyor fakat yüksek sesle konustugu zaman Muharrem Ergin’den diksiyon, Osman Sertkaya’dan dil, Mehmet Çavusoglu’ndan siir dersi almis bahtiyar talebeler kadar pürüzsüz Istanbul aksaniyla, Ankara radyosu titizligiyle konusuyor..
Razgratli Sükrü kalkacak oluyor. Biraz daha kartpostal almak istiyorum fakat cebimde para az. Mehmet Akif’in “Seyfi Baba” ‘si aklima geliyor.
“Ya hamiyetim olmasaydi, ya param olsaydi!
“Dur” diyorum “otur, bana adresini telefonunu ver” Adres Gültepe’de bir otel. Telefonunu vermiyor. “Odada telefon yok mu” diyorum. “Var ama ben elimi sürmem.” “Niye” diyorum. Türkçe ile ilgili konusmalar yapmis Bulgaristan’da, dinlenmis telefonu, yillarca zindanda yatmis. “Burasi Türkiye burda öyle seyler olmaz” diyorum ama o bir daha elini telefona sürmemeye yeminli oldugunu söylüyor. O konuda takinti olusmus, anliyorum. Sonra cebinden kursun kalemle kendi yaptigi Türk Dünyasi haritasini çikariyor. Rodoplar, Üsküp, Kafkasya, hepsi var.
- Bak burada söylüyorum ben Razgradli Sükrü… Bir gün Türk Dünyasi büyük kurultayi Bulgaristan’da yapilacak. Bulgarlar ögrenecek Türkleri ve onlar da Türk olduklarini hatirlayacaklar!
1989’dan sonra Bulgar bilginlerinin bu konudaki çalismalarindan örnekler veriyor. Siirler söylüyoruz karsilikli… Hiç kimse dinlemiyormus gibi özgür, bütün memleket dinliyormus gibi özenli. Bir ara coskunlukla bos bulunuyorum:
- Ben Türkçe’nin asigi Yunus Emre’dir saniyordum, yalnizca… Sen çagimizin Yunus Emre’sisin!
- A be zaten ben Razgrad’in Yunus Abdal köyündenim. diyor.
Ne söylesek uyuyor. Neredeye akraba çikacagiz.
Razgratli Sükrü kalkiyor masadan, ben de birlikte kalkiyorum. Cebimdeki bütün parayi usülünce veriyorum fakat biliyorum ki bu para onun birkaç günlük masrafini karsilamaz. Koluna giriyorum ufocularin saskin ve asagilayan bakislari altinda diger çay bahçelerine dogru yürüyorum. Bir yandan da tanidik bir göz ariyorum. Hemen alip da cebine sokusturayim diye. Razgradli Sükrü Mison kalfa’nin iskelenin karsisinda 150 yil önce Mecideye camii yapilirken çaldigi malzemeyle diktigi rivayet edilen, yikilmaya yüz tutmus heybetli binanin kara gölgesine karisip gidiyor.
Mison Kalfa’nin Amerika’daki torunlarinin gözden çikardigi sahipsiz kalmis bu mülk, hakkindaki söylentileri bilip de bakinca bana on bes yildir bembeyaz güzelim caminin kara lekeli ikinci gölgesi gibi gelirdi.
Kondakçi Metin de ortalarda yok. Onunla bir keresinde benzer durumdaki birine birlikte yardim etmistik. Mehmet Aslantug da evlendikten sonra seyrek gelir oldu.
***
Razgratli Sükrü tipki Balkan günesi altinda yalim yalim yanarak Varna açiklarindan geçip, Istanbul’a dogru kugu gibi süzülen, dokunsa Nazim Hikmet’in elini yakacak bir vapur gibi endisesiz ve asude gidiyor. Ortaköy; Forsa Koca Memis’in tutsaklik adasi gibi yabanci seslerle örülmüs geliyor bana. Refik Halit’in eskicisinin minicik Hasan’i, Filistin çöllerinde ardinda birakip gittigi gibi gür sesini ve erdemlerini toplamis, kendisine ve Türkçe’sine hayran biraktirarak, bogazima ipil ipil kaynagi belirsiz sizilari, diken gibi çakip gidiyor.
***
Gurbette insana para ile saglik gerek. Ikisi de zayif Sükrü de. Keske çok parasi olsa… Rodoplarin demir gibi gürbüz havasinda bol bol gezse, daha çok Türkçe ögretse mübarek Pomaklar’a, Türkçe’ye hasret insanlara, daha çok siir okusa böyle gezerken… Bunun için parasi olsa ne güzel olurdu! Hem de Türkiye’de para ile sattigi kartpostallari Pomaklara bedava götürüp dagitirmis. Birkaç balya fazla götürse… Hastalanirsa ilaç alsa… Uzun yasasa… Allah benim ömrümden alip onun ömrüne katsa! Su bir yili ölmeden geçirse! Türkiye’den emekli olsa! Belki evlenir uygun bir hanimla…
Her gün yüz kisiyle selamlastigimiz Ortaköy’de söyle birkaç kurus borç alacak, böyle anlarda bankamatik kesilen yüce gönüllü dostlar yok! Ömer Çaliskan, Apaçi Çetin, Son yillarda kasket çignemeye baslayan kebapçi Aliihsan yok!
***
Bendeki bu telas niye? Ömrümde ne gezginciler gördüm ben! Sebinkarahisar’a, Çemiskesek’e camii yaptirmak isteyen, makbuzlarla gezen ak sakalli adamlara ne paralar verdim! Mostar köprüsünde bir tas misali benim de olsun isterdim uzak diyarlarda bir tugla, bir tas, bir sütunluk hatiram. Ortaköy iskelesinde sizip kalmis Can Yücel’i, kayikciyi evinden uyandirip karsiya Kuzguncug’a gönderdim kaç sefer. Gurbete gelip de is bulamamis vahsi kapitalizm kurbanlarinin elinden tuttum. Ne deliler gördüm ben her türden. Islamci deliler, Sosyalist deliler, sarhoslar. Türkçe’nin delisini hiç görmemistim.
Iste Türkçe’nin delisi böyle oluyormus meger! Öyle olunmaz böyle olunurmus!
1997’lere ait bu hatira, gündelik olaylardan herhangi biri gibi kimseye anlatilmadan yüregimde saklanmis. Durdum durdum da bir yerde rastladigim Kirsehir Belediye Baskani Metin’e anlattim yillar sonra bu aniyi. dag gibi Metin, bu minicik hatiranin bir yerinde sarsildi “benim aslim Razgrad’in Yunus Abdal köyünden” diye… Ben de simdi agliyorum. Internet kahvesinde çevremdekilere aldirmadan ve hiç utanmadan, bir ilkokul çocugu gibi iplik iplik agliyorum. Neye gelmistim ve bu satirlari niye yazdim. Kimim ben neyin ve ne yaptim Türkçe için. Kendi kendime diyorum ki Türkçe’nin delisi öyle olmaz iste böyle olunur.
***
Eger sizler güzel, pürüzsüz, egitimli sesiyle sokaklarda kimilerimiz için çoktan modasi geçmis bayrakli, askerli, nisanlili resimlerle dolu kartpostallar satan birini görürseniz, ondan hiç olmazsa cebinizdeki bozukluklara acimayip bir kartpostal mutlaka alin. Çünkü o olsa olsa bizim Razgradli Sükrü’dür. Rodoplardaki fütühati için ona kumanya lazimdir. Bana göründügü gibi, size de mutlaka ugrayacaktir. Cebindeki kursun kalemle kendi çizdigi haritalariyla birlikte Türkçe’nin delisi nasil olunur gösterecektir. Size!
Ya da yalanci gündelik isler beni baglamasa, Razgrad’da, Rodoplar’da Gültepe’de Sükrü’yü sip diye bulurdum. Onun o kartpostallarda buldugu yüce anlamlari ben de bakip bakip bulmaya çalisip, mübarek yükünü tasiyarak, gezdigi mavi zirveli Rodop daglarinin gelin duvagi gibi bulutlari altinda, kudurmus yesillikler arasinda unutulmus köylerin un serpilmis gibi tozlu yollarina karisirdim

• • •

 

Ada Sahibi yada Ada olmak

Kategori: Hikaye, Hikayeler — admin @ 22:48

Taninmis gezgin Thomas Cook, bir arastirma gezisi sirasinda Atlas Okyanusu’nun issiz bir yerinde, çigliklar atan milyonlarca kusun havada daireler çizerek uçtugunu gördü. Kulaklari sagir edecek denli yüksek sesle çigliklar atan kuslarin kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgalari arasina atiyorlardi. Onlar bu son hareketleriyle yasamlarina son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarina birakirken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardi.

Bu olaya yalnizca Thomas Cook degil, o bölgede ki balikçilarda yillardir tanik olmuslardi. Kus bilimcileri ise, yaptiklari arastirmalarda göçmen kuslarin farkli yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birlestiklerini kesfediyorlar, fakat onlarin, birbirleri pesisira kendilerini ölümün kucagina atmalarinin nedenini bir türlü çözemiyorlardi.

Gerçek, geçtigimiz yüzyilin ortalarinda anlasildi. Bu trajik olayin yasandigi yerde bir zamanlar bir ada vardi. Göçmen kuslarin göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüstü. Insanlarin, yok oldugunun bile ayirdina varamadiklari ada, göç yollarinin ortasinda kuslar için vazgeçilmez “dinlenme” duragiydi. Kuslar binlerce yillik kalitimsal aliskanliklariyla adanin yerini bilmekteydiler ve yipratici, uzun yolculuklarinin ortasinda, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yillik kalitimsal güdüleriyle, okyanusun ortasindakiadaya geliyorlardi ama… Olmasi gereken yerde adayi bulamayinca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çiglik çigliga okyanusun sularina birakmak zorunda kaliyorlardi.

Söz kendini toparlamaktan açilmisken soralim. Sizin hiç “kendinizi toparlayacaginiz” bir adaniz oldumu? Yasamin uzun “göç yollari”nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceginiz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi saglayabileceginiz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadiginizda ise, ona illede ulasmak ve siginmak için basiniz dönercesine, dengeniz bozulurcasina çirpinip kanat çirptiginiz bir ada yaratabildiniz mi yasaminizda kendinize?

Herseyi sinirsizca paylasabildiginiz bir dost, yola birlikte çikacak denli güven duydugunuz bir arkadas, size her zaman huzur verecek bir es, ulasmak için yillardir ugras verdiginiz bir amaç edinebildiniz mi? Söyle daha bir iyi bakin çevrenize… Size gelen, size siginan…Sizin gittiginiz, sizin sigindiginiz…Sizin buldugunuz dostlarinizi bir düsünüverin. Sonra da bir gerçegi görüverin gözlerinizle:

Sizin durup , soluklandiginiz ve kendinizi toparlayabildiginiz kaç adaniz var çevrenizde ve…

Durup, siginmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasiniz?

• • •
Etiketler: » »
 
Sonraki Sayfa »


78 Sayfa: [1] 2 3 4 » ... Son Sayfa »
hikayeler Hikaye hikayeleri hikayede hikayeleri
eXTReMe Tracker

Link Degisimi ve Top Listler